Yeni Adresim www.gasteci.net
Salı, Ağustos 16, 2011
Pazar, Mart 06, 2011
Çarşamba, Şubat 23, 2011
23
Şub
2011
Gönderen Gasteci
2Rahat Bırakın Aref'i
Yetenek'sizsiniz Türkiye!? isimli 'sözde' yetenek yarışmasında herkesi kendine hayran bırakan Aref Ghafouri İran'den Türkiye'ye 'okumak' için gelmiş yetenekli bir arkadaşımız. Bu işe gerçekten kendini adamış, uğraşmış, üretmiş, uyarlamış ve başarmış genç bir yetenek. Daha öncelerinde alışveriş merkezlerinde, karnavallarda gösteriler yaparak para kazanan Aref, Yetenek Sizsiniz Türkiye yarışmasına katıldıktan sonra tüm dikkatleri üzerine çekti. Yaptığı gösterilerle herkesi şaşırtan Aref'in hilelerini açıklayan bir çok video piyasaya yayıldı. Kaldı ki hepimiz onları birer oyun olduğunu aslında gerçekten zihin okumadığını biliyoruz. Ki öyle olsa çoktan 'haşa' Peygamberliğini ilan etmişti. Elbette ki yaptığı her numaranın mantık ve bizim görmediğimiz, bilmediğimiz bir açıklaması var. Konu şu ki, Türk halkı olarak o gösteriyi izlediğimizde yeterince şaşırdık mı ? -Evet. Peki yeterince heyecanlandık mı ? -Evet. Bu tür gösterilerin amacıda bu değil mi ? -Evet bu. Aref gösterisini hatasız olarak tamamladı mı ? -Evet. Hata yaptıysa bile biz anlayabildik mi ? -Hayır. Ee daha neyi sorguluyoruz ben anlamış değilim. Ne yani o çocuk gerçekten zihin okuyacak, önceden video çekecek ve bu video gösteriyle alakalı olacak, evde ki kağıtları getirecek içinde ter duran kağıt tahmin ettikleri kağıt olacak, sandığın içinde ki yazıyı gerçekten evde yazıp gelecek ve bu çocuk kendisini Türkiye gibi bir 3. Dünya ülkesinde heder edecek. Zekamıza hayranım :) Velhasıl kelam, bazı şeylerin amacı ve aracı önemli değildir, sonu bize haz veriyorsa eğer. Ben Aref'i izlerken yeteri kadar heyecan ve merak hissediyorum. Ötesini de aramam. Sizde öyle yapın...
Cumartesi, Şubat 05, 2011
05
Şub
2011
Gönderen Gasteci
0Mutluluk Ütopyası
***
Nazım Hikmet, "Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin ?" dedikten sonra, Abidin Dino'nun yaptığı meşhur bir tablo vardır. Anne, baba ve çocukların aynı yatakta, fakirlik içinde yatması. Çok şirin bir tablo evet ama mutluluk bu değildir. Eminim o aile gerçek olmuş olsa hiç mutlu olmazlardı. Abidin Dino, tablolarında hep sefalet içinden ufak şeylerle mutlu olabilen insanları resmetmiştir. Enteresandır gerçek hayatta o tablolardaki gibi kişiler hiç var olmadı. Kendinizi ele alın. Mutlu olmanız için ne olması gerekir ? Ve onun olduğunu düşünerek 1-2 yıl daha ileriyi hayal edin. Mutluluğunuz sürüyor mu ? Bence hayır. İşte şimdi başlığın açıklaması yavaş yavaş oluşuyor. İnsan oğlunun yapısında var, hep daha fazlasını istemek. Hani meşhur bir kadın fıkrası vardır. Erkek satılan bir alışveriş merkezinde her kat daha iyi özellikte erkeklerle 4. kata kadar çıkar ama bununla yetinmeyen kadınlar daha iyisini arzulayarak son kata çıkar. Burası boştur. Ve binaya giren her kadın 5. kata kadar çıkıp boş olduğu için eli boş dönmektedir. Şimdi kadınların yerine tüm insanlığı koyun ve her katta mutluluk ütopyasının gölgeleri olduğunu var sayın. 5. Kat boştur siz isteseniz de istemeseniz de. Herkes son kata çıkmak istiyor. Fakir olan zengin olunca mutlu olucağını sanar. Ama zenginlerde mutlu değildir. Daha fazlasını isterler. Aşıklar sevdikleri kişilerle birlikte olunca mutlu olucaklarını sanarlar. Ama kazın ayağı öyle değildir. İş evlenmekle bitmiyor. Mesela Cengiz Han tüm dünyayı ele geçirince mutlu olucağını düşündü. Ama 40 milyon kişinin ölümü eminim ki hiç mutlu etmemiştir. Kendi mutluluklarınızı düşünün. Hiç bir zaman yetmez size. Bu tıpkı komünizme benzer. Komünistlerin bir çoğu ütopya olduğunu kabul etmez. Son kata çıkmak ister. Ama bazıları ütopya olduğunu kabul eder ve gölgeleri olan sosyalizm, sosyal demokratlık, hatta zora düşerlerse liberalizmi bile kabul etmek zorunda kalır. Şimdi mutluluk ütopyadır diyerek sizleri karamsarlığa da itmek istemiyorum. Ancak gölgelerle yetinmelisiniz. Güneş tenini acıtıyorsa eğer, havanın kararmasını güneşin altında bekleme, gölgelerden birine sığın en azından bu seni ayakta tutar. Size tek dileğim, mutluluk ütopyasının gölgeleri çok olsun ve en büyük gölgelerde saklanırsınız inşallah.
05
Şub
undefined
Gönderen Gasteci
2En Laubali Call Center
Cumartesi, Ocak 29, 2011
29
Oca
2011
Gönderen Gasteci
0'En az 3 çocuk' tutuyor galiba
***
Dışarıdan 3 çocuk yapın diyorsun da başbakanım, bunları yaptın mı sen ? Yaptığın duble yollarda mı yaşayacaklar onlar ? Barajlarda mı okuyacaklar ? Özelleştirdiğin kurumlar burs mu verecek onlara ? Haaa buldum.... Kişi başına düşen milli borç az görünsün diye yapıyorsun sen bunları.... Yok yok kesin öyledir. Yoksa başka bir açıklaması olamaz ki... Ama başbakanım unutmayın, kişi başına düşen milli borçtan önce, kişi başına düşen milli gelire bakar insan....
Pazar, Ocak 23, 2011
23
Oca
2011
Gönderen Gasteci
2Üstadsız 18 yıl
***
Şimdi ki çocukların şansı var. Bizim kadar erken öğrenmiyorlar "faili meçhul" kelimesinin anlamını. Ben çok erken tanıştım bu kelimeyle. Ondan sonra da bırakmadı zaten peşimi. Hayatımın her evresinde beni ağlatan faili meçhuller oldu. İlk faili meçhulumü 24 Ocak 1993de tanıdım. Şarkıda da dediği gibi, kar altında bir pazar sabahıydı Ankara'da... Zalimler pusu kurmuş onun arabasına binmesini bekliyordu. Çalıştığı Cumhuriyet gazetesine gitmek için yola çıkacakken, daha 1 metre bile gidemeden evinin önünde o hain saldırı gerçekleşti. Tuhaftır uzmanlar çok kısa sürede olay yerine geldiler ama ortada bir delil yoktu. Gerçi hala bir delil bulupta yakalamış değiller bu işin faili canileri. Ama belli... Diğer aydın suikasleri gibi buda bir hazımsızlık suikastiydi. Bu gün Büyük Üstadın, Sakıncalı Piyademizin, Uğur'umuzun aramızdan ayrılışının 18. yılı.
***
Ben onunla sağken tanışamadım. Küçücüktüm çünkü... Ama biliyordum bizim için ne kadar değerli olduğunu. O öldüğünde 3 yaşındaydım. Ölümün ne olduğunu ilk Uğur Mumcu suikastinde anladım. Ne kadar kötü bir şey olduğunu... Ona değeri Annemin ve Babamın gözünden akan her göz yaşında biçtim. Çok değerliydi... Onlar ağlıyordu... Ben de ağlıyordum... O kadar çok seviyormuşuz ki, 1995 yılında doğan kardeşime Uğur ismi verildi. Gurur duydum...
***
Aklım ermeye başladığında... Yani çocukluk evresinin bitmesine yakın. "Kim bu beni ağlatan adam. Biz neden bu kadar üzüldük ölümüne." gibi sorulara cevap aradım. Buldum da... Onu bu kadar sevdiren görüşü yada bilgileri değildi. O'nu kısa kısa çıktı tv programlarında, sıcakkanlılığıyla ailemizden biri yapmışız hemen. Ve her 24 Ocak'ta anmaya başladık. Hayatını, yaptıklarını, yapmak istediklerini, bu yapacakları arasında onu bu suikaste götüren önemli bilgileri araştırmak, öğrenmek, bilmek ve ikinci önder olarak Uğur Mumcu'yu görmek verdiğim en doğru karardı sanırım. Dedim ya sosyal demokrat bir aileden geliyoruz diye. İnanın ben ailem sosyal demokrat diye sosyal demokrat olmadım. Önce Atatürk'ü tanıdım, sonda Uğur Mumcu'yu. Bu ikisi yeterli bir sebep sanırım... Kıyabında tanıdığım birini, 18 yıl oluyor özleyeli...
Rahat uyu büyük üstad, Rahat uyu Sakıncalı Piyadem, Rahat uyu ve Uğurlar Olsun Sana....
Cumartesi, Ocak 22, 2011
22
Oca
2011
Gönderen Gasteci
1”Yiyemeyeceğin Yemeğin Başına Oturmayacaksın
- Ne demek satıldı ? Sizi İstanbul'dan aramadılar mı ? Bana sizin ulaşacağınızı söylediler. Yeni gelen parti içinden birini alabileceğimi söylediler. Nasıl olur bu niye aramadınız ?
- Beyefendi sizden önce başvuran kaç kişi var biliyor musunuz ?
- İyi de benim kadar peşine düşen var mı ? Bilmiyor musunuz ki şirkeflik çıkartırım. Yazar çizer sizi rezil ederim.
- Yapabileceğimiz bir şey yok. Bir sonraki partide öncelikli arayacağımız 4 kişi var bunlardan biri sizsiniz.
- Bu parti de diğeri gibi 2 ayda mı gelecek ?
- Bilemiyorum. Bilgisayar yetiştiremiyorlarmış.
- Ne demek yetiştiremiyorlarmış ya. Kaldıramayacakları yükün altına niye giriyorlar o zaman. (Burda orjinalini söyledim. Ben de utandım çalışan kızda. Ama neyse laf çıktı bir kere. Şirkefleşme ateşlendi. Dönüşü yok.)
- ...
- ...
- Ben ne yapabilirim ki beyefendi. Biz sadece çalışanız.
- Ben zaten sana demedim o lafı. Kampanyayı başlatanlara dedim.
- Anlıyorum sizde haklısınız ama şunda Anamur'da isim yazdıran 100 kişi var. Öncelikli 4 kişi var. Bunlardan biri sizsiniz.
- Peki şimdi gidiyorum. Bir daha ki gelişimde bilgisayarımı hazır edin. AİHM'e kadar giderim. (Gülüşmeler falan başladı. Az önce ki küfürü toparladık.)
Ondan sonra zaten sinirimi atmış onlarda rahatlamış bir şekilde çıktım. Ama TTNET'e sinirim kalmıştı biraz içimde. Giderken sesli küfür etmeler. Deli gibi konuşmalar. Etraftan görenlerin, "Aha bizim gasteci kafayı yemiş." gibi konuşmalarına neden oluyordu. Ofise geldim, otururken de bir şeyler dank etti kafamda. İlk girdiğimde orada bir laptop vardı. Bayan satıldığını söyledi ama kendimi o bilgisayarı alan kişi yerine koydum. Ben o bilgisayarın sahibi olsam vitrinde kalmasına izin verir miydim ? Hayır vermezdim. Aldığım gibi doğru eve. Peki kimdi o bilgisayarın sahibi ? Beraber tahmin edelim. Ya orada çalışan birine ait, vitrin boş kalmasın diye kampanyadan alıp vitrine koydu. Yada torpili olan birinindi. Adama ; "Abi bunu sana vereyim ama yeni parti gelene kadar vitrinde kalsın. Bak senden önce bir sürü kişi var ben sana veriyorum. Bunların çoğu bilgisayar alamayacak. Hadi gene iyisin." şeklinde tavlama metodlarıyla zavallıyı kandırmış da olabilirler. Neyse alana hayırlı olsun. Ama TTNET'e asabiyetim hala devam ediyor. Başlıkta ve kadına dediğim gibi, Yiyemeyeceğin y.......ın altına yatmayacaksın. Oh be... Söyledim =)
Cuma, Ocak 21, 2011
21
Oca
2011
Gönderen Gasteci
1”Balık hafıza !?

Çarşamba, Ocak 19, 2011
19
Oca
2011
Gönderen Gasteci
1”Hayatımızda Sözlüklerin Yeri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)